30 Haziran 2011 Perşembe

İkizlerle ilgili bize en fazla sorulan 10 soru


İkizlerimiz hastaneden çıktıktan sonra ailemizin ve herkesin göz bebeği oldular. Sokağa çıktığımızda iki birbirinin aynısı iki araba içeresindeki ikizlerimiz hemen dikkat çekiyor. Hemen hemen herkes benzer sorular soruyor. Biz de güleryüzle ve de gururla yanıtlıyoruz. İşte en fazla karşılaştığımız sorular:


1. Bunlar ikiz mi?
İki aynı araba ve anne babada aynı boyutlarda iki bebek gördüklerinde  insanlar ilk bu soruyu soruyor. Bu genelde bundan sonra gelecek soruların açılış sorusu oluyor. Kimisi ailesi ya da kendisinde yaşadığı ikiz deneyimlerini aktarıyor; kimisi de kendisinin ne kadar çok ikiz bebek istediğini.

2. Kız mı Erkek mi?
İkizler mi sorusunun akabinde kız mı erkek mi diye soruluyor. Hatta kız - erkek ? diye kısaca. Bizde evet kız erkek diyoruz. Onlarda ne güzel bir seferde aradan çıkarmışsınız diyorlar.

3. Tek yumurta mı çift yumurta ikizi mi?
Bu soru yüzlerini görmedikleri zaman geliyor genelde. Kız erkek durumunun tek yumurta ikizinde olmadığını bilmeleri tabii ki zor. Doğan ikizlerin 1/3 ü tek yumurta 2/3 çift yumurta olarak doğuyormuş.


4. Hangisi daha erken doğdu?

2 dakika erken doğmak ne kadar hayatta avantaj getiriyor bilmiyoruz ama biz de Can 2 dakika erken dünyaya geldi diyoruz. Bu durumda Can dünyada 2 dakika fazla kalıp daha yaşlı durumda oluyor. 2 dakika farkın Can'a abi statüsü getirmediğini düşünüyoruz. Kaldı ki ikizlerde abi abla durumu ileride ciddi üstünlük durumu yaratabiliyormuş. Bu nedenle abi yakıştırması yapanları kibarca uyarıyoruz abi demiyoruz diye.

5. Ailede ikiz var mıydı?
Bu sorunun aslında amacı dolaylı yollardan ikizler spontane yani kendi halinde mi doğdu sorusunu sormak. Bizde ikizlerimiz olduktan sonra iki taraftan da ailemizde ikizler olduğunu öğrendik. Aslında ikiz  olması genetik bir miras değilmiş. Yani ailede de ikiz olması ikiz sahibi olma şansını etkilemiyor. Ailede ikiz olmasının tamamen bir rastlantıdan ibaret olduğunu söylüyor kaynaklar. Bize ailede ikiz var mıydı soranlara "evet var" diyoruz.


6. Birisi ağlayınca diğeri uyanıyor mu?
Şu ana kadar gözlemimiz kardeşler birbirinin durumunu pek takmıyorlar. Yani kardeşi ağlıyormuş pek umurunda olmuyor, herkes kendi düzenine bakıyor. Karnı tok uyuyan diğerinin ağlamasından etkilenmiyor pek ama her ikisi de aç ve uyanmaya yakınsa tabii ki etkileniyorlar. Aslında tüm bebeklerin uykusu ağır oluyormuş, biz sessizliğie alışmasınlar diye onlar için sessiz ortam oluşturmuyoruz ancak ani gürültüler karşısında ikisi de sıçrayarak uyanıyor ki bu do sonderece doğal.

7. İkizleri bakmak zor değil mi?
İkiz sahibi olacağımız zaman ikiz sahibi olan bir arkadaşıma sormuştum bu soruyu. O da zor ama zevkli demişti . Şimdi yaklaşık 3 aylıklarken anlıyorum ne demek istediğini. Evde sürekli bakım isteyen ve hiç bitmeyen bir bebek durumu var ama insan daha mutlu ve pozitif. İkinci bebek insana biraz daha dayanma gücü katıyor sanırım. İlahi bir şey olsa gerek.

8. Bebeklere bakan birileri var mı?
Bizim deneyimlerimize göre bebeklere bakan 10 kişi olsa dahi asıl yük yine de annenin üzerinde. Babanında katkısı ikiz durumunda kaçınılmaz oluyor çünkü 2 bebek için 2 kucak gerekiyor. İkizlerin biberon yıkama/dezenfekte etme, çamaşırlarının yıkanması gibi arka plan işleri de iki kat olduğundan işler haliyle daha fazla. Biz bebeklerimiz hastaneden çıktığından beri onlara gece gündüz hiç yardım almadan bakıyoruz.

9. İsimleri ne?
İkiz bebekler için bulunan isimlerde bir uyum ve yaratıcılık bekleniyor. Bu konuda anne babanın ne kadar yaratıcı olduğu sorgulanıyor genelde. Biz bebeklerimize kısa ve anlamlı isimler vermeye çalıştık. Can ve Ada ikimizin sevdiği iki isimdi sonuçta karar da çok demokratik oldu. İkisi birleşincede bizim için bir anlamı var.

10. Bebeklerle evden çıkabiliyor munuz?
İki bebekle çıkmak tek bebeğe göre daha zor ama bizimkiler dolaşınca daha mutlu olduklarından mümkün olduğunca çokca çıkarmaya çalışıyoruz. Yarım saat içersinde hazırlanıp çıktığımız bile oluyor.

20 Nisan 2011 Çarşamba

Küvez günleri


İkizlerler ortalama 35 hafta hamilelik sürecinden sonra dünyaya geliyormuş. Bizimkiler 33. haftasında dünyaya geldiğinden normal kilosunun altında  doğdular. 37.  haftadan önce doğan bebekler premature olarak kabul ediliyorlar.

Bizim bebeklerimiz de prematüre olarak doğdular bu nedenle doğum sonrasında onlarla beraber odamıza çıkamayacağız diye çok korkuyordum. Bebeklerin küveze konulmasının kendi başlarına solunum yapabilememeleri yada daha başka komplike sebeplerden kaynaklandığını sanırdık. Bizim bebeklerimiz gayet sağlıklılar ve kendi başlarına solunum yapabildikeri halde küveze götürüldüler. Bunun sebebi de erken doğduklarından henüz emme ve yutma reflekslerinin oluşmamasıymış. 
 

Bebeklerin bazı alışkanlıkları anne karnında beklerken oluşturuyorlar. Bebek ne kadar erken doğarsa o kadar az donanımla doğuyor, dolayısıyla dışarıdan müdehale ve desteğe ihtiyaç duyuyorlar.
Bebeklerimiz Can ve Ada doğumdan hemen sonra  iki ayrı ambulansla Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Yeni Doğan yoğun bakım ünitesine ulaştırıldılar.

Doğum sırasında hemşireler Ada kızı göstermeyi akıl etmişlerdi ama Can oğlanı görememiştim. Esas vurucu darbeyi odaya dönünce almıştım diğer bütün odalarda ağlayan bebekler varken ben iki bebek dünyaya getirmeme rağmen bizim odamızda sessizlik hakimdi. Herşeyin yolunda olduğunu bilmemize rağmen yine de korkuyorduk. Tüm bu sebeplerden ötürü doğum sonrasında bebeklerle birlikte olup fotoğraf çektirme zevkini malesef yaşayamadık.
Bebeklerimiz küvezdeyken fotoğraf çekilmesine izin verimedi. Bu fotoraf wikipedia dan


Bebeklerin küveze konması onların hayatlarını ileride nasıl etkileyecek ve ne kadar bu küvezlerde kalacaklar hepsi belirsizdi. Doğum beklediğimizden erken gerçekleştiği için bu konuları önceden düşünme ve bilgi edinme şansımız olmadı. Sonradan yavaş yavaş öğrenmeye başladık. İki ayrı yoğun bakım ünitesinden bizimkiler daha hafif koşullarda olandalarmış ve kilolarına göre beklenenin en iyisi durumdalarmış. Erken doğan bebeklerde en büyük sorun oksijen desteğine ihtiyaç olup olmadığı. Fazla oksijen görme ve duyma yetilerini olumsuz yönde etkiliyormuş. Bizimkilerin böyle bir sorunlarının olmadığına çok şükrettik.
1909 Yılından bir küvez / wikipedia
DEÜ de küvezlerin bulunduğu yoğun bakıma anneler haricinde baba da dahil kimseyi almıyorlar. Normalden daha küçük olan bebeklerin bağışıklık  sistemi zayıf olduğundan böyle bir önlemin alınması normal. Bebeklere 3-4 metre yaklaşıp görememek çok can sıkıcı bir durum ama konu onların sağlığı olunca insan sabırlı davranıyor.

Evimizle DEÜ arası yaklaşık gidiş geliş 80 km. Doktorumuz annenin bebeklerle belli bir zaman geçirmesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Bizim bebekler sezeryanla dünyaya geldikleri için haliyle dikişlerle annemizin yürümesi çok zor oluyor ama yinede her gün hastaneye bebekleri ziyarete gittik. Ameliyatlı bir şekilde bebeklerle ilgilenmek gerçekten insan üstü bir çaba gerekiyor. Normalde lohusa anneler evde bir ay boyunca yatıyorlar ve ziyarete gelenleri bebekleriyle karşılıyorlar. Biz bu süreyi hastane yollarında geçirdik. Anne babalık sınavını ilk günlerde birazcık vermiş olduk.

Bizim bebeklerin sadece beslenmekle ilgili sorunları olduğunu öğrendik. Emme ve yutma iki ayrı refleksmiş ve yaklaşık 34. haftalarda gelişiyormuş. Ada kızımız bu iki refleksi kısa sürede öğrendi ve 12 gün sonra taburcu edildi. Can sanırım erkeklere has bir tembellikle yaklaşık 28 gün emdiğini yutamadı. Bu süre içersinde mideye sonda ile beslendi ama biz her gün hastaneye onu ziyarete gittik. Olcay defalarca ağızdan beslemeyi denedi ama olmadı.

Anneyle bebeğin buluşması çok önemli / Fotograf: wikipedia

Yeni doğan ünitesindeki küvezlerde bebekleri olanlarla bekleme odasında sürekli konuşma olanağı oluyor. Herkes bebeklerinin biran önce sağlıklı bir şekilde çıkmasını istiyor. Herkes deneyimlerini paylaşıyor. 800-900 g doğmuş ve aylarca küvezde kalan bebekler var. Doktorlar sürekli prematüre bebeklerin  de birgün gelip normal bebekler gibi koşup oynayacağını belirtiyorlar. Bence hastane yetkilileri yoğun bakımda kalmış ve daha sonra normal hayata dönmüş bebeklerin ve çocukların fotoğraflarını bekleme salonuna asmalılar. Amerikada bazı hastaneler yoğun bakımdaki bebeklerin anne babaları ile bir zamanlar yoğun bakımda kalmış bebeklerle birlikte hastane bahçesinde piknik düzenliyorlarmış ki tüm anne babalar bir gün gelip bebeklerinin normal olacağına inansınlar.

Küvez günleri gerçekten yıpratıcı bir süreç. Doktorlara ve yapılan müdehalelere güvenmek lazım. Bir çok prematüre bebek en geç 2 yıl içersinde normal bebekle aynı duruma geliyor. Biz de yaklaşık bir ayın sonunda Can ve Ada yı sağ sağlim evde buluşturduğumuz için çok mutlu olduk.

31 Mart 2011 Perşembe

Yepyeni bir başlangıç

30.03.2011 10:13 Can doğdu...
30.03.2011 10:15 Ada doğdu...

Can / Hayata sıfırdan başlamak

Günlerden çarşamba. Öğleden sonra Swiss otelde bir sunuma katılıyorum.
Saat 16:00 da doktorumuzla randevumuz var. Erken çıkıyorum
Olcay sıkıntılı. İkizlerimizin 33. haftasındayız. Doğumun 37. haftada olmasını planladığımızdan daha bir ay var.
Ultrasonda kızımız 2 kg, oğlumuz 1.7 kg civarı görünüyor. Dünyaya gelmek için çok erken daha.
Doktor çoçukların yolda olduğunu ve bu gece geleceklerini söylüyor. Telaşla ayarlamalar yapılıyor. Bizde sevinsek mi üzülsek mi bilmiyoruz. Doğduklarında çok küçük olacaklar. Hayata tutunabilecekler mi acaba?
Gece 10:00 da operasyon için hastanede buluşmak üzere eve hazırlanmaya gidiyoruz.
Ailelerimize haber veriyoruz. Eve vardığımzda Olcay biraz dinlenmek için uzanmaya çalışıyor ama o da doğum sancıları da başlıyor. Bebekler kesin geliyor artık.
Evdeki zaman çok zor geçiyor.
Apar topar annelerle birlikte hastaneye gidiyoruz.
Heyecan, kaygı, sevinç, telaş hepsi bir arada.
Doktorlarımıza güveniyoruz. Bu doğum süreci bize doktorlara güvenmemiz gerektiğini öğretti.
Hastanede ayrılan oda da Olcay'ı hazırlıyorlar.
Prosedür gereği ben doğuma giremiyormuşum.
Olcay gittikten bir süre sonra en alt kattan çağırıyorlar.
2 doktor ve kucaklarında 2 minyatür bebek. Oyuncak bebekten daha küçük.

30.03.2011 10:13 de Can oğlan doğdu...
30.03.2011 10:15 de Ada kız doğdu...